Ara
  • Gülşah Başandaç

Sağlığınızı rehin bırakmayın! Rehine Pazarlığı Sendromu - Hostage Bargaining Syndrome

Güncelleme tarihi: 9 Oca

Hastalar onca sıkıntı yanında ‘Rehine Pazarlığı Sendromu’ diye bir şey yaşıyor. Doktorun odasına giren hasta, korku ve kafa karışıklığı içinde sağlığı için pazarlık yapıyormuş gibi davrandığı düşüncesine kapılır. “Rehine Pazarlığı Sendromu” (Hostage Bargaining Syndrome - HBS) denilen psikososyal probleme duyarlı bir hale gelen hasta kendini ifade etmekte zorlanır. HBS'nin Türkçe karşılığını bulamadım, bundan sonra RPS diyeceğim.


Üstüne üstlük bir de doktor, henüz kapıdan içeriye girerken “şu tetkikleri yap da öyle gel!” diyerek sandalyeye bile oturmasına müsade etmeden hastayı odadan gönderdiyse, bu kişi yaşadığı sendromda dipleri görebilir. RPS’da hastanın en muzdarip olduğu senaryo (o ya da bu sebeple), acele sağlık hizmetleridir.


Hastalıklarından bahsedecek ve RPS’lu hastaya kendini ifade edebilecek zaman tanınmıyorsa eğer, hasta bu sefer ihtiyacı olandan daha az tedavi talep ederek ve hatta tamamen sessiz kalarak kendini iletişime kapatabilir.

Peki böyle bir durum sonucunda doktor doğru tedaviyi nasıl planlıyor? Hasta ile klinisyen arasındaki iletişimsizlik ne gibi sonuçlar doğuruyor?

Sanırım son zamanlarda hastane hastane dolaşıp ilgisizlikten yakınan hastalar ile çok haşır neşir oldum ve karşıma böyle bir araştırma çıkıverdi.

Modern tıbbın dinleyen klinisyenlerinin nesli, ne yazık ki sistematik bir şekilde tükenmekte!

Hastaları gerçekten dinlemek, hikayelerini öğrenmek ve sadece problemin ne olduğunu değil, onlar için neyin önemli olduğunu tespit etmek için gereken zamanı ayırmak her geçen gün güçleşiyor.

Birçok sağlık uzmanının açıklaması ve yapılan araştırmalar, sağlık çalışanlarının iş yükleri, zaman darlığı ve benzeri sebeplerden dolayı, tıbbi görüşmeler esnasında, hasta ile gerçek bir iletişimin pek mümkün olmadığı bir noktaya gelindiğini gösteriyor. Fakat zamana karşı yarışan bu yanlış sistem ve iletişimsizlik tahmin edilenin aksine insanların zaman kaybına, sağlığına ve hatta hayatlarına mal olabiliyor.


Hızlı sağlık hizmetleri ekonomik midir?

Hızlandırılmış klinik uygulamaların gerçek anlamda riskleri vardır. Klinisyenlerin etkisiz, eksik veya yanlış tedaviyi sağlamaları ve tedavi planını değiştirebilecek ilgili detayları gözden kaçırma olasılığı daha yüksektir.

Hızlı ve acele sağlık hizmetleri kısa vadede yöneticiler veya klinisyenler açısından tasarruf gibi görünse de zamanla gizli ek maliyetler getirdiği ve yanlış bir ekonomik tutum sergilendiği aşikar.

Hızlandırılmış değerlendirmeler, hastalara hizmet vermenin mesleki tatminini ve sevincini azaltmaya da sebep olur ve böylece yüksek oranda sağlık uzmanının da psikolojik ve fiziksel olarak tükenmişliğine katkıda bulunur.

Bu nedenle hızlandırılmış sağlık hizmetlerinin sonuç olarak insani ve finansal olarak yüksek maliyetleri vardır.


Hastalar genellikle uzman olarak gördükleri klinisyenlerin karşısına çıktıklarında, sıkıntılarından bahsetmek konusunda isteksiz olabiliyorlar. Hatta hastalığın tanısı ne kadar ciddi ise ve kişinin sağlığı ile ilgili alınan kararların riski ne kadar büyük ise, klinisyen ve hasta arasındaki iletişim ve üstlendikleri sosyal roller o kadar zorlaşıyor.


Birçok hasta, korku ve kafa karışıklığı içinde sağlıkları için pazarlık yapıyormuş gibi davrandıkları “rehine pazarlığı sendromu”na duyarlı hale geliyorlar ve kendilerini ifade etmekte zorlanıyorlar.


Üstüne üstlük bir de klinisyen, hastanın endişesini hafife alıyor ve acele sağlık hizmeti vererek onu dinlemek için zaman yaratmıyor ise, hasta istediğinden ve ihtiyaç duyduğundan daha azını talep ediyor ve hatta sessiz kalmak şeklinde kendini tamamen kapatabiliyorlar.

RPS ile hasta aslında öğrenilmiş çaresizliğe yenik düşüyor. Tıpkı doktorların tıbbi eğitimleri gerekliliği sosyal rollerini takınmaları gibi hastalar da kendi rollerini öğrenirler.

Hastanın öğrenilmiş rolü: Doktorun önerisine uyun, sormak istediğiniz ama kulağa aptalca gelebilecek yanlış düşünceleri susturun, çok fazla soru sormayın, planlamanın tamamını uzmana havale edin, “iyi bir hasta” olun.

Yapılan çalışmalar birçok hastanın, özellikle ciddi hastalığı olanların, doktorların yanında rehine gibi davrandığını, otoriteye meydan okumaya karşı isteksiz olduğunu, sıkıntıları göz ardı ederek, istediklerinden daha azını talep ettiğini gösteriyor.


Çoğu doktor, hastasının kendisini rehine gibi hissetmesini istemez, ancak hastalar genellikle bunu tercih eder. Hastalar kendilerini rehin gibi hissettiklerinde, tedavi planlamasında ortak karar verme ideali boş bir hayalden öteye gidemez. Hastasını dinlemeyen klinisyen ve ortak karar alma sürecine gerçek bir katılım sağlayamayan hasta neticesinde doğru tedavi süreci başlatılamaz ve tedaviden istenilen sonuç alınmayabilir.


Modern ve teknolojik sağlık sektörleri, hekimlerin üzerindeki fazla yükü ve daha az uzmanlık gerektiren görevleri hekim olmayan ekip üyelerine devrederek, elektronik sağlık sistemleri kullanarak, veri kayıt ve bilgi toplayan programlamaların tasarımını iyileştirerek hastaların ve hekimlerin zamanını çalan verimsizliklere çözüm sunabilmektedir. Bu durumda sağlık uzmanı hastayı aktif dinleme için daha fazla alan yaratabilir. Acele ve hızlı olmayan, telaşsız tıbbi yaklaşım organizasyonu zor olabilir, ancak doğru uygulandığında daha pratik ve verimlidir.

RPS'nu yıkmak ve öğrenilmiş çaresizliği önlemek için klinisyen-hasta ilişkisinin doğasında var olan güç dengesizliğine karşı duyarlı olmak hedeflemelidir. Klinisyen her zaman bu psikososyal sendromu ve iletişimdeki dengesizliği tersine çevirme gücüne sahiptir.


RPS ile karşılaşan klinisyen, iletişimi sağlayabilmek için birçok yöntem deneyebilir;

Hasta ile iletişim kurarken ses tonu, yüz ifadesi, vücut dili gibi sözel olmayan ifadeleri gözlemlemek ve kullanmak.

Üzerinde durulmayan önemli konulara yoğunlaşarak biraz daha detaya inmek: “Şu an ağrı hissetmiyor olabilirsiniz fakat sabah kalktığınızda bir tutukluk ve huzursuzluk hissediyor musunuz? Beslenmeniz, uykunuz, fiziksel aktivite düzeyiniz ne durumda?”

Klinisyen almak zorunda olduğu bilgiye ulaştığında ise hastayı duyduğunu belli edebilir. Bilgiyi kabul etmek, soruları açıklığa kavuşturmak, özetlemek ve tüm bunları aktaracak sözel ifadelerin yanı sıra vücut dilini de kullanarak yapabileceği geri bildirimler, göz teması, kafa sallama gibi sözel olmayan ifadelerle konuşmaya uygun cevaplar vererek iletişimi sürdürebilir… Hatta hastaların söylediği bilgileri kaydettiğini de mutlaka bir şekilde belirtmeli klinisyen. Hastalar unutulmayacağından emin olmalı. Bu nedenle klinisyen konuşma sonunda önemli noktaları özetleyerek iletişimin sağlandığı konusuna son noktayı koyabilir.

Onca tıp eğitiminin yanında bir de psikologluk mu yapacağım diye düşünen olabilir fakat bu öneriler sosyal hayatta bile karşımızdaki insanı dinlediğimizi ifade etmek için kullanabileceğimiz püf noktalar. Kaldı ki doğru tedavi sürecine karar verebilmek için tıpkı bir MR sonucu, tam kan sayımı gibi önemli olabilecek verilerdir hastanın aktaracağı şikayet ve hikaye…


Tıp bilimi, yapılan yeni araştırmalar ile tedavi yöntemleri ve iyileştirmenin yeni yolları ortaya çıktıkça sürekli olarak gelişmektedir. Klinisyenler de sürekli olarak mevcut değişiklikleri hastalarına yansıtmalı ve tedavi rotasını gerektiği gibi düzeltmelidir. Klinisyen, hastasını cömert bir şekilde dinlemeli, en iyi uygulama kılavuzunu açıklamalı ve süreç içerisinde karşılaşılacak riskler ve yan etkiler konusunda da hastaya gerekli açıklamaları detaylı bir şekilde yapmalıdır.

Genel olarak hasta ve klinisyenin ortak hedefi hastanın sağlığına kavuşturulması, yaşam kalitesinin artırılması ve biopsikososyal açıdan tam bir iyilik halinin sağlanmasıdır. Dolayısıyla hasta klinisyen ile beraber, aynı hedef doğrultusunda çalışan bir ekip gibi olmalıdır.

Aradaki iletişim tedavi başarısının temelini oluşturur ve aynı zamanda bu iletişimin şekline ve gücüne göre de başarı oranı artar. Hastanın sağlık profesyoneli ile arasındaki iletişim kültürel, toplumsal, ekonomik, teknolojik, psikolojik ve etik gibi birçok etmen tarafından etkilenen toplumsal bir konudur.

Ancak doğru iletişim sağlandığı zaman hastaya ve hastalığa bütüncül yaklaşım sergilenebilir.



Hastadan, hastalıktan, sağlık uzmanından veya sağlık sisteminden, bilimsel ve teknolojik gelişimden kaynaklanan durumlar ne kadar bu iletişime mani görünse de her zaman tıp etiği ve eğitimi ön planda tutulmalı ve hasta iletişime açık hale getirilmelidir.

Doğru iletişim ile sağlanacak hasta-klinisyen ilişkisi hem bireysel hem de toplumsal başarı getirecektir.


https://www.mayoclinicproceedings.org/article/S0025-6196(17)30394-4/pdf




29 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör