Ara
  • Gülşah Başandaç

Duygu mantığı yener mi?

Güncelleme tarihi: 9 Oca


Mantıklı aldığımızı düşündüğümüz kararlarımızı, büyük ölçüde duygularımız ve sezgilerimiz yönetmektedir. Hatırlayalım beynimizde iz bırakan en önemli kavramların başında ne geliyordu? Duygular!

Nöropazarlama uzmanı Dr. Christophe Morin beynimizi, hafızamızı ve duygularımızı şu şekilde yorumluyor; “Beyin duygusal olarak etkilenmediği hiçbir şeyi kayıt altına almaz”.

İnsan beyni verdiği tepkileri ve aldığı kararları iki ayrı bölgede işlemden geçiriyor. Bunlardan birincisi, beynin gelişim açısından daha eski, ilkel bir bölgesi olan alt ve orta beyin yapılarının etkili olduğu, ‘hisseden beyin’, diğeri ise konuları irdeleyen yani ‘düşünen beyin’.

İlkel olan alt beynimiz, sürekli olarak düşünen, rasyonel verileri işleyen, duygularımızı yöneten üst beyinden gelen verileri de dikkate alır fakat işin sonunda son kararı veren yine kendisidir. Beynin tabanında yer alan bu eski beyin yapısı, hızlı, güçlü ancak tepkiseldir. Bu sebeple alt beyin, detaycı ve analizci olmadığı için hiçbir zaman rasyonel de olamaz.

Buna karşılık daha üstte yer alan irdeleyici ve düşünen beyin, yavaş ve bilinçlidir. Örneğin çok öfkelendiğiniz bir anı düşünün, o an alt beyniniz hızla devreye girer, 10 saniye beklersiniz, sakinleşirsiniz, derin nefes almaya başlarsınız ve sonunda alt beyin devredışı kalır. Yani o süre zarfında sizi insan yapan özellikler devreye girer, tekrar mantıklı düşünmeye başlarsınız. Duygularınız devreye girer ancak onları kontrol etmeye çalışırsınız.

Üst beyindeki sol yarım küre, matematik, mantık ve dil gibi doğrusal düşüncenin merkezi olarak görev yaparken, sağ yarım küre sanatın hemen tüm alanları; resim, müzik, yaratıcılık gerektiren alanlar, ilham kaynağı gibi kavramsal düşüncelerin merkezi olarak görev yapar. Beynin her iki yarım küresini birbirine bağlayan Corpus Callossum denilen iletişim kanalı, beynin birbirinden farklı iki yarım küresi arasındaki bağlantıdır.

Sağ yarım küre sanatasal yeni imgeler üzerine çalışırken, mantıksal ve kavramsal sol yarım küre bloke olur. Sanatsal imgeler oluşurken iletişim kanalı yeniden çalışmaya başlar ve sağ yarım kürede oluşan imgeler sol yarım küreye de iletilir. Sol yarım küre ise aldığı bu imgeleri mantık sırasına koyarak yeni bir düşüncenin dış dünyaya sunulması işlemini başlatır.

Corpus Callosum denilen bu kanalda ne kadar çok trafik varsa, birbirinden farklı konular arasındaki organik bağ ile oluşan fikirler, ‘yaratıcılık’ denilen bir konuyu meydana getirir. Tüm bu trafiğin yaşandığı yer beyin, aslında bir çok bölgeden oluşur. Beyin sapı, limbik sistem, neokorteks, prefrontal korteks, oksipital-temporal-parietal loblar, cerebellum...

Arkada kalan ve gözden içeri doğru giden kısım oksipital lob, görüntünü işlemesi, anlamlandırılması hem de hafızaya alınması görevini yerine getirir. Yanlarda yer alan temporal lob, kulaktan gelen sinirler ile işitsel frekansları işler ve anlamlı dilleri çözümler. En üst kısım parietal lob, üst becerileri, el-ayak koordinasyonunu ve bunların entegre edilmesini, psikomotor becerilerin bir kısmının yönetilmesini sağlar.

Beyin sapı denilen kısım, hayatta kalmak için gerekli olan en hayati şeyleri yapar, yani nefes alırsınız, kalbin atar ve bunlar için düşünmenize kafa yormanıza gerek kalmaz.


Limbik sistem koku alma duyusu, duygular, araç sürme yeteneği, otonom düzenlemeler, bellek, epilepsi ve bilişsel bozukluklar vb ile yakından ilişkilidir. Limbik sistemin işlevsel bağıntısı duygular ve etkileri, bellek, duyusal süreç, zaman algılama, dikkat, bilinç, içgüdü, otonom kontrol, ve motor davranışlar gibi birçok işlevi yerine getirdiği kanıtlanmıştır. Limbik sistem ile ilgili hastalıklardan bazıları ise epilepsi ve şizofrenidir.

Neokorteksin de ön kısmı olan prefrontal korteks, eleştirel düşünme ve analiz yetkinliği olan kısımdır.


Örneğin amigdala, korku gibi birçok duyguyu yönetir. İşten kovulma korkusu, aşağılanma korkusu, performansın düşük olma korkusu, hayatta kalma korkusu gibi duygular, yönetim işlevlerimizi kullanamaz hale getirebilir ve bizi alt beyne çekerek üst beynin potansiyelini sınırlar.

Amigdala’nın hemen altında denizatına benzeyen ve bu nedenle hipokampüs adını alan limbik sistemin bir parçası yer alır. Çok temel duygularla alakalıdır. Ana işi, hafızayı tutmak değil ama hafızanın tutulduğu bölgeleri organize etmektir. Hafıza bölgelerine bilgilerin yazılmasını, ihtiyaç durumunda bilgilerin çağırılmasını sağlar.

İkna etmeye çalıştığımız kişinin beyninde hangi bölgeye dokumalıyız?

Öncelikle NE değil NASIL olmalı! Yaptığımız her işin bir mantık kısmı var ama mantık tek başına birini ikna etmek için yeterli değil, nasıl izah ettiğimiz önemli. Örneğin, sunum yaparken de sadece mantıklı argümanlarla sunum yapmak yetmiyor, beynin her tarafına hitap etmeye çalışmak önemli. Bazen limbik sisteme hitap ederek duyguları uyandırmanız gerekirken, bazen de uzak hafızaları çağırmanız gerekebiliyor. Etki bırakmak ve hafızalarda yer etmek istiyorsak limbik sistemi kullanmalıyız.

Çok daha içgüdüsel ve mekanizmasını anlamakta hala zorlandığımız kompleks bir kısım belki ama kesinlikle müdahale edebileceğimiz bir bölge. Belki de Amigdala! Bir kararın davranışa dönüşebilmesinden saniyeler önce beyinde o karar alınmış oluyor. Yani insan bazı durumlarda kararı aldıktan sonra o kararı rasyonalize ediyor. Bu yüzden de duygu noktasına dokunmak karşı tarafı daha etkin bir şekilde ikna edici olacaktır.

Aldığımız kararları ve hafızamızı etkileyen bir diğer kavram ise şüphesiz dikkattir. Dikkat, odaklanma ve değerlendirme sağlayan beyin enerjisini harekete geçirir. Dikkatimizi çeken şeyleri kayıt altına almamız, onlara bağlanmamız daha olasıdır, ancak dikkatin büyük bir bölümü bilinç düzeyinin altında yönetilir. Yani yine alt beynin dikkat üzerinde etkisi büyüktür. Dikkat için bir duygu yoğunluğu gerekir.

Beynimiz hakkında bilmemiz gereken belki de en önemli bilgiler arasında “Beyin duygusal olarak etkilenmediği hiçbir şeyi kayıt altına almaz” olmalıdır.

Çocukluğumuzdaki o üzerinde arı logosu olan kokulu silgi, heyecanla aldığınız walkmande dinlediğiniz ilk kasetin melodisi, akide şekerinin dedenizin tonton gülüşünü gözünüzün önüne getirmesi, sabah duyduğunuz bir kumru sesinin size çocukluğunuzda çıtır simit kokulu serin esen balkon kahvaltısını hatırlatması, kısacası duygusal yoğunluk ve dikkat ne kadar artarsa o kadar akılda kalması mümkün. Duygu yoksa, hafızanın nankörlüğüne uğruyoruz ve unutuyoruz.

2018'de yapılan bir çalışma, düzenli olarak duygularına kulak veren ve sezgilerini dinleyenlerin daha iyi bir benlik saygısına, daha olumlu bir zihniyete ve duyguları üzerinde daha iyi bir kontrole sahip olduklarını göstermiş. Duygularımızı inkar etmek, insanlığımızı inkar etmek olacaktır.

Fazlasıyla analitik ve mantıklı olup duygularının sunduğu bilgiyi görmezden gelen insanların, kendilerini önemli derecede dezavantajlı pozisyona yerleştirdikleri bir gerçek vardır.

Hayattan keyif alarak hareket edebilmek için, iyi bir yargıya, sağlam muhakemeye, mantığa ve bilgiyi eleştirel bir şekilde analiz etme yeteneğine sahip olmanız gerekir. Ancak, aynı zamanda, insanları binlerce yıldır canlı tutan, doğuştan gelen hayatta kalma mekanizmamız içgüdümüz, sezgimiz, duygularımıza da güvenebilmemiz gerekir, ki bunların hepsi bize mantıksal erişimin ötesinde bilgiler sunar.

Mantık ve duygular birbirine düşman değildir, aynı madalyonun iki yüzüdür, her ikisi de mutlu ve iyi bir yaşam sürmemize yardımcı olacak değerli bilgiler sunar.

Mantığımızın duygularımıza hizmet ettiği ve her ikisinin uyum içinde çalıştığı bir hayat ve güzel bir gün dilerim.



87 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör